Page 13 - Gergemder Bülten Sayı 2
P. 13
etkili olmuştur. Geçmişte yaşlıların bakımı geniş ailelerin içerisinde sürdürülüyordu ve hanede
çok kişi yaşadığı için yaşlının bakımı sorun haline gelmiyordu. Çekirdek ailelerin artması yaş-
lıya kimin, nerede bakacağı konusunu gündeme getirdi. Benzer şekilde kentleşmenin artması,
küreselleşmenin etkisi ve gençlerin eğitim ya da iş sebebiyle büyük şehirlere gitmesi yaşlıların
kendi yaşadıkları yerlerde yalnız kalmalarına sebep olmuştur. Çeşitli raporlar bunu destek-
lemektedir; Türkiye’de kentsel nüfusun %5,6’sı 65 yaş ve üzeri iken, kırsal kesimde bu oranın
%10,3’e yükseldiği görülmektedir (Öztürk, 2015). Kentlerde de benzer bir durum söz konu-
sudur. Çekirdek ailelerin artması, kuşaklar arası farkın artması, teknolojinin gelişmesi gibi
faktörler kırsal bölgelerin yanı sıra kentlerde de yaşlıların yalnızlaşmasına sebep olabilmekte-
dir. Bunlara ek olarak yaşlıların eş kaybı yaşayarak yalnız kalması da söz konusu olmaktadır.
Yaşlılıkta yalnızlık bireylerin her türlü iyilik halini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.
Yalnız yaşamak bireylerin sosyal destek sistemlerinin daha zayıf ve toplumdaki kaynaklara ve
hizmetlere erişiminin daha sınırlı olmasına neden olabilmektedir (Ağırman & Gençer, 2017).
Yaşlılıkta yalnız yaşamak her zaman olumsuz etkiler ortaya çıkarmayabilir ancak yalnız yaşlılar
pek çok açıdan daha dezavantajlı konumda olabildikleri için yaşam kalitesinin yalnız yaşlılar
özelinde ele alınmasına ihtiyaç vardır.
Hem evrensel hem de her birey için öznel deneyimleri içeren yalnızlık çok derin ve zengin
anlamları olan bir kavramdır. Bu nedenle yalnızlığın her birey için farklı anlamlar ifade ede-
bileceğini söyleyebiliriz. Son yıllarda yaşlılıkta yalnızlığın yaygınlığı ve etkileyen faktörlerin
çalışmalara sıklıkla konu olduğu görülmektedir, bu durum yalnız yaşayan yaşlı sayısının art-
masıyla ilişkilidir (Aartsen & Jylhä, 2011). Yalnızlık bireyin tüm yaşamını etkileyerek moral
bozucu ve zayıflatıcı olabildiği için yaşam kalitesiyle birlikte ele alınması önemlidir. Örneğin
çeşitli araştırmalarda eşi vefat etmiş, eşinden boşanmış ya da ayrı yaşayan yaşlıların ve eğitim
düzeyi ilkokul ve altı olan yaşlıların yaşam kalitelerinin düşük olduğu; sosyal bir etkileşimde
bulunan ve yalnız yaşamayan yaşlıların yaşam kalitesinin ise yalnız yaşayan yaşlılara göre daha
yüksek olduğu bulunmuştur (Gökulu et al., 2014; Kılınc, 2019). Farklı araştırmalarda yaşlılarda
yalnızlığın fizyolojik sağlık sorunlarına, strese, ölüm kaygısının artmasına, depresif belirtilere,
bilişte azalmaya ve ölümlerde artışa neden olabildiği ifade edilmiştir (Ay et al., 2019; Cacioppo
et al., 2015; Leist et al., 2014). Huzurevinde, evde ailesinin yanında ve evde tek başına yaşayan
yaşlıların yalnızlık düzeylerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada, evde yalnız yaşayan yaşlıların
en yüksek yalnızlık hissi seviyesine sahip olduğu görülmüştür. Yalnızlık hissi yüksek olan yaş-
lılarda ise depresyon görülme riskinin arttığı belirtilmektedir (Ağırman & Gençer, 2017). Bu
doğrultuda yaşlılıkta yalnız yaşamanın, depresyon ve diğer ruhsal bozukluklar açısından bir
risk faktörü oluşturduğu söylenebilir. Bunun dışında yalnızlığın kardiyovasküler hastalıklar
ve inme prevalansı üzerinde artışa neden olduğu, sosyal izolasyonu ve hastanede kalış süresi-
ni arttırdığı ifade edilmektedir. Ayrıca yalnız yaşlıların Alzheimer olma ihtimali daha yüksek
olabilmektedir (Luanaigh & Lawlor, 2008; Simon et al., 2014; Steptoe et al., 2004). Hem ruhsal
hem de fiziksel sağlık sorunlarının yaşlılıkta yaşam kalitesinin önemli belirleyicisi olduğu bi-
linmektedir.
13